Boğaziçi Üniversitesi, Son 1500 Yılı İnceleyerek Türkiye İçin Olası Deprem Senaryoları Üretti!

“Kaburgama bir şey girmiş… Sonradan koltuk olduğunu anlıyorum. Başım yatak ve gardırop altında ezilmiş, derinlerde bir yerde duruyorum. Gözlerim kapalı, açamıyorum; korkuyorum. Emin değilim, belki de ruhum terk etti bedenimi. Uzun bir sessizlikten sonra biri sakin ol diyor, sağ tarafımda sanırım. Nefesini düzenle, sakinleş diyor. Kim konuşuyor benimle? Deliriyor muyum yoksa? Söz dinliyorum ilk kez, sakinleşmeye çalışıyorum. Ne olduğunu anlamış değilim. Kafam durdu. Sessiz çok sessiz, hem de çok sessiz. Sevmiyorum bu sessizliği!”

– O anları saniye saniye yaşamış bir vatandaşın kaleminden…

Yukarıdaki yürek burkan yazıyla bir an 20 sene öncesine gidip o duyguları yaşamak dehşete düşürücü olsa gerek…

17 AĞUSTOS 1999’DA NELER OLMUŞTU?

Tarih 17 Ağustos 1999… Saat 03.02
45 saniye süren 7.4 şiddetindeki bu korkutucu deprem 17 bin 480 kişiyi hayatından etmiş, on binlerce kişiyi yaralamıştı. Deprem sadece insan hayatına doğrudan etki etmedi, yapılarda da çok ciddi hasarlar hatta çökmeler ve yıkılmalar meydana getirdi. Resmi verilere göre; 35 bin 180 konut ve 5 bin 770 iş yeri yıkıldı ya da ağır hasar gördü. 40 bin 757 konut ve 6 bin 57 iş yeri orta, 45 bin 86 konut ve 6 bin 128 iş yeri de hafif hasarlı olarak kayıtlara geçti.

Aynı şekilde 23 Ekim 2011’de de öğlen vakti Van‘da deprem meydana gelmiş, depremde küçümsenmeyecek sayıda vatandaşlarımız hayatını kaybetmiş ve deprem, çok ciddi hasarlar doğurmuştu.

SON ZAMANLARDAKİ DEPREM BÜYÜKLÜĞÜ VE SAYILARI

Son zamanlardaki durumlara göz attığımızda büyük ve hissedilebilen depremlerin sayısı özellikle Ege Bölgesinde çokça artmış, vatandaşları tedirgin etmişti. Türkiye’deki sansasyonel son büyük deprem Denizli çevresinde geçtiğimiz hafta meydana geldi. Yaklaşık 6 büyüklüğünde olan deprem 20 saniye kadar sürdü. Denizli ve Afyon’un özellikle köylerinde çeşitli hasarlara yol açtı.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİNDEN DEV ARAŞTIRMA

Bilindiği üzere Boğaziçi Üniversitesi sahip olduğu Kandilli Rasathanesi sayesinde ülkemizdeki ve ülkemizin çevresindeki depremleri ivedi bir şekilde kusursuza yakın ölçümleyip halka sunuyor. Bununla yetinmeyen Boğaziçili bilim insanları, İTÜ gibi birkaç köklü üniversiteden bilim insanlarıyla ortak bir projeye girişti: Türkiye’nin son 1500 yıldaki deprem karnesini izleyerek Türkiye için deprem senaryoları sunmak.

İstanbul’un hemen güneyinde yer alan Kuzey Anadolu Fayı’nda doğudan batıya doğru sırasıyla 7.5, 7.4 ve 7.2 büyüklüğünde depremler bekleniyor.

Tarihsel ve günümüz verileri ışığında hazırlanan araştırma kapsamında Marmara Bölgesinde Kuzey Anadolu Fay’nın geçtiği segmentlerin yer aldığı Batı (Tekirdağ havzası), Merkez (Kumburgaz havzası) ve Doğu (Çınarcık Havzası) olmak üzere bölgenin tarih boyunca yaşadığı depremler incelendi. 1766’da iki ve 1509’da bir olmak üzere 7.2, 7.4 ve 7.5 büyüklüklerinde depremlerin yaşandığı bu üç bölgede gelecekte potansiyel olarak yaşanabilecek deprem büyüklüğüne dair senaryolar geliştirildi.

Jeodezi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doçent Doktor Fatih Bulut‘a göre; son 1500 yıllık zaman dilimini yedi zaman aralığına ayırınca her bir küme en az dört en fazla altı depremi kapsadığını, şu an bizim 7. zaman aralığını henüz tamamlamadığımızı ve yakın tarihlerde bu kapsamda sadece iki deprem yaşadığımızı belirtti. Ayrıca ekleyerek; 7. zaman aralığını tamamlamak için istatistiki olarak en az iki en fazla dört deprem daha yaşamamız gerektiğini söyledi.

Doçent Doktor Fatih Bulut, “Kuzey Anadolu Fayı yılda 2-3 cm kayma ile depremi çok hızlı hazırlayan bir sistem. Anadolu’da da irili ufaklı pek çok fay var, ama bunlar Kuzey Anadolu Fayı’na göre hareketi daha yavaş biriktiriyorlar ve deprem hazırlık süreçleri oralarda elimizdeki kayıtlara göre çok daha uzun sürdüğü için biz onların nerede ve ne büyüklükte deprem üreteceğini öngöremiyoruz. Örneğin bir fay 2000 yıldır suskun gibi görünüyor ama her yıl az da olsa 1-2 mm’lik bir hareket biriktirdiği için bir gün beklenmedik bir anda büyük bir deprem meydana getirebiliyor. Depremi Marmara’da beklerken Van’da ya da Kütahya’da olabiliyor, çünkü orada bu süreç gözle rahat görülemeyecek yavaşlıkta ve çok uzun bir sürede yaşanıyor. Aslında Türkiye’nin birçok yeri için bu tehlike mevcut ama İstanbul nüfusunun fazla olması olası kayıp risklerini artırmakta.” diyerek sözlerini noktaladı.

Çocukluğundan beri yazarlığa ilgisi olan Tunay Kır, şu anda aktif eğitim hayatına Boğaziçi Üniversitesinde devam ediyor. Politika, tarih ve oyun aşığı. Çocukların daha iyi bir dünyada yaşaması için elinden geleni yapmaya çalışıyor.